Yazar hakkında

Adım Sima Alemi... 21 yaşındayım, Azeriyim.

Yazar ile iletişim kur
Kategoriler
Yazılarım
En son blog yazıları
Eller Masumdur...
[17/05 10:17PM]
Peygamberin Yöntemi-1
[16/05 11:03PM]
Garipliğimiz ve Mazlumiyetimiz
[08/05 01:58PM]
Yaz Milli Eğitim Yaz-1
[05/05 08:56PM]
Nisan ve Kur'an
[02/05 10:43PM]
Fotoğraf albümleri
Lafzatullah
Camiler








   Baş Köşemize Kurulan Hain [22/02 10:42AM]   
Bu yazıyı oyla  

Baş Köşemize Kurulan Hain

Hamd olsun o Allah’a ki güzellikleri bir dokunuş kadar yakınımıza getirdi.

Salât ve selam olsun o Rasul’e ki, her yeniliği Hakk yolunda kullandı ve daima ümmetin salahı için çabaladı.

Hamd ve salât bölümünden, internetten bahsettiğimiz anlaşılmıştır umarım. İnternetin de çeşitleri var kanaatimce: Facebook, Twitter ve diğerleri.

Telefon şirketlerinin kampanya yapmasından dolayı cebimizde de bir akrep gibi taşıdığımız internet, bazen bizi ısırıyor, bazen de munis bir hizmetkâr oluyor. Ve bize zarar verdiği zaman, sadece bizimle sınırlı kalmıyor ve içinde bulunduğumuz camiaya da –en küçüğünden en büyüğüne kadar- zarar veriyor.

Ve ne ilginçtir ki bu zarara sebep olan insanların ekserisi, “Artık saklanma, gizlenme devri bitmiştir. Artık Müslümanların salahı için elimizi taşın altına koymanın zamanı gelmiştir. Yeter artık bu kadar korkaklık!” tarzında söylemlerle kendisine öğüt verenleri korkaklıkla suçlayıp susturmaya çalışıyorlar.

Bize “Elini taşın altına koymak ve cihad etmek, internette alevli konuşmalar yapmak ve adresini, telefonunu face’te tanıştığın kişilere vermekse Allah kabul etsin.” Demek düşüyor çoğu zaman.

Bazıları tebliğ vazifesinin en iyi internette ve sosyal paylaşım sitelerinde yapılacağını savunuyor. Yani, “Önce en yakınlarını uyar.” Ayet-i kerimesi mucibince arkadaşımız aile efradının hepsinin hidayetine vesile olmuş(!); hepsi, bir daha kötü işlere bulaşmama ve ibadet etme yönünde köklü bir değişim yaşamış(!); sonra çevresi, mahallesi, köyü, şehri… Bir göle taş atarsınız ya, aynen öyle, kendisi merkezde olmak üzere halka halka iman dalgalarını yaymış şehrin dört bir yanına(!). En son internetteki biçareler kalmış. Öyle ya, internete girenler, İslami konuda bir şeyi merak ettiğinde arama motoruna aratamayacak kadar cahil. Ah kardeşim, sen olmasaydın ne yapardı onca insan? Dinini kimden öğrenirdi?

Yapmayın Allah aşkına! Buna siz de inanmıyorsunuz, hadi bir dinleyin iç sesinizi.

Bazıları da İslami chat(!) kanallarında zaman öldürür. Ve utanmadan ‘chat’ kelimesine bir ‘i’ harfi koyduğunda kelimenin ‘cihat’a dönüştüğünü gururla dile getirir. Tabii, zaten ‘chat’in her şeyi ama her şeyi cihattı; sadece bir ‘i’ harfi eksikti(!). Onu da siz tamamlayın. İşte biz bunu düşünemedik. Kusura bak(may)ın.

Bazıları ise bu kadar inatçı değildir. Üste çıkmayı beceremez ve uyardığınız zaman sizin haklı olduğunuzu kabul eder. Fakat aradan çok bir zaman geçmeden, aynı hatanın farklı bir versiyonuyla sahneye çıkar. Yine uyarırsınız, yine hatasını kabul eder. Ama siz “Acaba sırada ne var?” diye düşünmekten kendinizi alamazsınız.

Evet, Rabbimiz güzellikleri, ilmi, dünyevi ve uhrevi bilgiyi parmaklarımızın ucuna kadar getirdi. Bundan dolayı ne kadar şükretsek azdır. Önceleri bir servet harcayıp da ancak sahip olabileceğimiz kitaplar, bir tıklamayla bilgisayarımıza iniyor. İstediğimiz her konuda bilgi, belge, video, resim vs. bulabiliyoruz. Bundan on-on iki yıl önce İslami konularda araştırma yapmaya kalksak, hep ateist siteleri çıkardı karşımıza. Bu kadar çok İslami site yoktu. Ve bugünkü gibi arşivlere ulaşacağımız aklımıza bile gelmezdi. Şimdi neredeyse her hocanın bir web sitesi var mâşâAllah. Ancak bu kolaylıklar bizim üstümüze rehavet olarak çöktü galiba. Zamanında 13 liraya alıp da sevindiğimiz Sahih-i Buhari muhtasarı şu an internette bedava diye mi bu kadar uzak kalınıyor acaba? Sahih-i Müslim, Zad’ül-Mead ve diğerleri kitaplığımızı süslerken, iç âlemimizi neler süslüyor? “Canım, bunlar zaten elimde! Hem elimde olmasa bile internette bedava. Bunlar bekler ama chat beklemez. Facebooktaki gönderilere de taze taze yorum yapmalıyım.” mı diyoruz acaba?

Uhud Dağı’yla, hurma kütüğüyle, taşla, kurtla, deveyle konuşan bir Rasul’ün ümmetiyiz. Cansızların bile halinden anlayan bir Rasul (asv)… Allah aşkına gönül kulağımızı kabartalım. Kitaplığımızdaki kitaplar bize ne diyor? Onları dinledikten sonra da vicdanımız ne diyorsa onu yapalım. Ama iyi, ama kötü; bize kalmış. Selam ve dua ile… Rahman’a emanet olunuz.

Betül YILMAZ



   Geriizlemeler

    GERİİZ URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/8138

   Yorumlar

   Yorum gönder
Adı:


Eposta:


3 + 1 = ?

Lütfen yukarıdaki iki sayının toplamını yazın

Başlık:


Yorumlar:


Kod:
Powered by Blog System